Mansur Yavaş, Melih Gökçek devresi yolsuzluklarını işaret ederek. “Ben 100’e yakın dosya verdim, şunların hepsi 15 Mayıs’ı bekliyor.” dedi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurdiğernı muavini adayı Mansur Yavaş, Aksaray’da düzenlenen mitingde Melih Gökçek devresinde oluşturulan yolsuzluklar amacıyla seçim sonrasını işaret etti. 100’e yakın dosya verdiğini ve şunların hepsinin 15 Mayıs’ı beklediğini kaydeden Gökçek, “Ankapark gibi bir ucubeye 14 milyar lira para aktardılar. Buradan Ankara’ya giderken görüldüğü o anlamsız kapılara bugünün parasıyla 235 milyon lira para ödendi. Peki, Ankara’da hal neydi? Otobüs 2013 seneından beri alınmamış, köylerin birçoğunda kanalizasyon yok; köylerin birçoğunda su yok. Ankara’nın merkezinde bir sürü sorun var. Hiç şunlarla uğraşılmamış. Ben 100’e yakın dosya verdim, şunların hepsi 15 Mayıs’ı bekliyor. O yenilen kul haklarını milim milim hesabını soracağız inşallah. Bu ülkede hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalmamalı.” şeklinde konuştu. Yavaş’ın diğer açıklamaları şöyle: “SEÇİMDE EN ÖNEMLİ ŞEY, HALKIN SEÇİMİDİR” “Şunun şurasında 14 gün sonra seçime gidiyoruz. Seçime namacıyla gidilir? Seçime giderken, iktidar uzun süredir gerçekleştirdiklerinı, varsa yapamadıklarını anlatır bundan sonra prosese dairde vaatlerini verir. Peki mudurumafet ne yapar? Onlar da derki; eleştirilerini yapar, biz daha iyi yöneteceğiz der. Vaatlerini verir, projelerini anlatır ve halkın önüne çıkılır. Halk şunları dinler, bir karar verir. Ya yönetimin devamı der ya da değiştirir. Bunun adına seçim deniliyor. Şimdi seçime gidiyoruz. Seçime giderken acayip acayip sesler duyuyoruz. ‘Bunlar hükümeti indirmek istiyor’ bu tür sözler… Ben de diyorum ki; evet, bunun amacıyla gidiyoruz seçime. Bunda acayip bir şey yok ki… Biz diyoruz ki siz yapamadınız, biz geleceğiz daha iyisini yapacağız diyoruz. Halk bize inanırsa seçecek. Bu kadar basit. Ancak, şimdi seçim konuşulmuyor. Niye seçim konuşulmuyor? Maalesef, halkın geçimi konuşulacağına, diğer şeyler konuşuluyor. Halbuki seçimde en mühim şey, halkın seçimidir. Halk bundan sonra iktidar değişirse ya da değişmezse hayatında neler değişecek onları görmelidir. “BELEDİYEYİ ALMADAN ÖNCE İŞİ GÜCÜ OLMAYAN İNSANLAR, ŞU ANDA BELEDİYEDEN ALDIKLARI İŞLER İLE TÜRKİYE’NİN İLK 100 ZENGİNİ ARASINA GİRDİLER” Her vakit, her yerde söylüyorum 1 trilyon 200 milyar bütçe kullandı, 500 milyar dolar dış borç var. Bu kadar kullandığı bütçe ile çok da güzel işler yaptı. Hiç de inkâr etmiyoruz fakat son senelardaki ekonomik siyasetlar sebebiyle bundan sonra ülkemiz çıkmaza girdi. Mülteci deposu olduk. Uyuşturucu 10 yaşa indi. Artık patatesi soğanı birer birer alır duruma soktular. Bunları eleştiriyoruz. Dolayısıyla biz daha iyisini yapacağımızı iddia ediyoruz. Ancak şunlar konuşulmuyor, ne konuşuluyor? Bakın, 2019’da Ankara’da seçime gidiyoruz, Ankara’da seçime giderken Ankara’da benden evvelce Sayın Mustafa Tuna vardı, AK Partili. Hiçbir diyeceğim yok, aslan gibi belediyeyi yönetti. Hiç yolsuzluğa falan karışmadı, mahkeme kararlarını uyguladı. Ama önden evvelce 21 buçuk sene jeliboncu bir baş yönetti Ankara’yı. Jelibonu maden sanan bir baş yönetti. Nasıl yönetti? Bir oğluna spor kulübü, bir oğluna televizyon aldı. Ne işi gerçekleştirdikleri belli değil, senelerce belediyenin kaynaklarını aktardılar. Belediyeyi almadan evvelce işi kuvveti olmayan insanlar, şu anda belediyeden aldıkları işler ile Türkiye’nin ilk 100 zengini arasına girdiler. Bırakmak istemiyorlardı… “ÇOCUKLAR ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKİYOR, ÇOCUKLAR BESLENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKİYOR. PROTEİN ALAMIYORLAR” Pandemide ekonomi iyice bozuldu, geride bıraktığımız sene insanlar donuyordu. Tam 200 bin aileye üç kere 500 liralık doğalgaz yardımı yaptık. Aynısını bu sene de yaptık. Şimdi, seçime gidiyoruz, hükümetin şimdi aklına geldi doğalgaz yardımı yapmak. Mayıs ayında bir sefer. Biz Ankara’da kimseyi üşütmedik. Yine, ekonomik sorun sebebi ile çok sayıda mesajlar geliyor. Çocuklar öğrenme güçlüğü çekiyor, çocuklar beslenme güçlüğü çekiyor. Protein alamıyorlar. Şu anda Ankara’da 200 bin ailenin Başkent kart hesaplarını her ay en az birer kilo et parası yatırıyoruz. Başka yerde harcayamıyor. İllaki o eve et giriyor, et yediriyoruz o çocuklara. Söz vermiştik, kimseyi aç ve açıkta bırakmayacağız diye, sözümüzü tutuyoruz. Bu arada geride bıraktığımız sene biliyorsunuz, vatan sorunu oldu. Türkiye’nin her yerinden öğrenciler geldi, kalacak yerleri yok. Cami bahçelerinde oturan çocukları, AŞTİ’de oturan çocukları gördük. ‘Hayırdır, ne yapıyorsunuz’ diye soruldu, ‘Yurtlarda yer yok, ya kayıt donduracağız ya geri döneceğiz’, tamamını kucakladık. 8 bin öğrenciyi otellerde, evlerde, kendi vatanlarımızla konuk etme sureti ile bütün masrafları bizden. Bir sene kaybetmemelerini sağladık. Böyle bir belediyecilik anlayışımız var. Peki, Ankara’yı değiştirmek istemiyorlardı ranttan dolayı, değişmiş de iyi olmuş mu? Ankara halkının lehine olmuş mu? Hani üç koyunu yönetemez diyordunuz. Dünya Başkent Belediyeler Başkanı olarak mübaşt aldım, Uluslararası Şeffaflık Ödülü aldım. İnsanlar 25 sene diğer birini görmeyince zannediyorlar ki hizmet yapılıyor, betondan diğer bir şey yok. Halkın parasını boş boş projelere harcıyorlar… “ALLAH NASİP EDERSE SİZLERİN OYLARI İLE SEÇİLDİĞİMDE KIRSAL KALKINMADAN DA SORUMLU OLACAĞIM, AİLE VE SOSYAL POLİTİKALARDAN DA SORUMLU OLACAĞIM” Geldik kırsal kalkınmaya, bakın neler yaptık. Bu inşallah sizlere de olacak. Çünkü ben, Tanrı nasip ederse sizlerin oyları ile seçildiğimde kırsal kalkınmadan da mesul olacağım, aile ve sosyal siyasetlardan da mesul olacağım bu yaptığım çalışmalar sebebi ile. Kırsal kalkınma da şu yapılıyordu; ilk sene çiftçileri çağırdık, Ankara’nın toplam yüz ölçümünün yalnızca yüzde 3’ünde, binalar var yüzde 97’si boş. Çağırdık, ne yapabiliriz… Çünkü, iklim krizi sebebi ile dünya açlığa gidiyor, üretmeniz lazım. Ankara’nın yüzde 50’si tarıma ideal boş duruyor. Nohut tohumu verdik ilk sene ama ürettiğimizi satamıyoruz, tüccar elimizden kapıyor dediler. Siz üretin, ben hepsini alacağım dedim. Orada Başkent Marketler kurduk, orada yapımcılar ile bayan kooperatiflerini kurdurduk. Onlardan aldıklarımızı Ankara halkına ucuz satıyoruz. 2 bin 700, 2 bin 800 liraya tüccar elinden alabilmek istiyor, dedim ki ‘Ben alacağım, vermeyin oraya’, tüccar mal bulamayınca bu sefer döndü. 3 bin 500 liraya kadar fiyat arttırdı. Bu sefer çiftçi geldi, ‘Başkanım ne yapacağız, çok iyi fiyat veriyorlar’; ‘Satın’ dedim ve ertesi sene arpa, buğday tohumunu verdik, ektiler, dedim ki; ‘Satamazsanız, onu da satın alırım. Halk Ekmek’imiz var orada’ derken dediler ki, ‘Gübreye gereksinimiz var’. Belediyenin tesisinde sıvı gübre imal ediyoruz. Sıvı gübreyi bedava veriyoruz köylüye, şimdi Kahramanmaraş çiftçisine de gönderdik, onlar da ayağa kalksın, kendisini kurtarsın diye. Oraya ilaveten sebze fidelerini de gönderiyoruz ve netice itibariyle daha da dardalar. Mazot yardımı da yaptık. Mazotunu da verdik. Dolayısıyla 650 milyon lira 4 senede çiftçimiz amacıyla para harcadık. Bunun karşılığında 30 35 bin çiftçinin cebine tam 4 buçuk milyar lira para girdi. İşte belediyecilik budur. İnsanlara ürettirirseniz, üretirler. Şimdi şunları niye anlatıyorum? Bunlar üç koyun güdemez deyip şimdi de aynılarını söylüyorlar. “KANDİL SİLAH BIRAKMADIKÇA O İHA’LAR SİHA’LAR TOPLANIP FÜZE OLARAK ÜSTLERİNE YAĞACAK” Bu seçimde başladılar, yok şu masanın altı yok bu masanın altı. Kardeşim, altı parti iki senedir görüşüyor. Oturdular, uzlaştılar… Açık açık yapacaklarını söylediler, şimdi son günlerdeki lafa göre söylüyorum. Türkiye’yi bu duruma getiren kendileri, biz PKK’ya da karşıyız; HÜDA PAR’a da karşıyız. PKK’yı da kınıyoruz, HÜDA PAR’ı da kınıyoruz. Kandil silah bırakmadıkça o İHA’lar SİHA’lar toplanıp roket olarak üstlerine yağacak. Devletin milli emniyet siyasetları değişmez. Bizim sınırımıza Amerika gelmiş, hem Rusya gelmiş. Orada kalkmış PKK’lılara YPG’lilere silahlı eğitim veriyorlar, orada bir etkinlik yürütüyorlar Türkiye aleyhine. Onlar şunları yaptığı müddetçe İHA’lar SİHA’lar bırakın, topumuz tüfeğimiz ne varsa hepsi daha da modernleştirecek ve Ordu’muzun emrine verilecek. “MEVSİMLİK MİLLİYETÇİLİK, MEVSİMLİK MUHAFAZAKARLIK…” Herkes şunu bilsin ki; Türkiye’miz Türk Cumhuriyetleri ile ilişkiye devam edecek. İslam coğrafyası ile de iş birliklerine, dostluğuna devam edecek. Ülkenin büyümesi amacıyla lüzumlu her şeyi yapacak; milli menfaatlerimiz tarafında hükümetin iyi yaptığı ne varsa devam edecek. Mısır ve Suriye siyasetsı gibi saatinde ‘Görüşün, bu kadar mülteci gelmesin’ dendiği vakit hakaretler ettiler, sen Esad’ı mı tutuyorsun diye, şimdi Rusya üzerinden görüşüyorlar. ‘Binali mi Sisi mi’ dediler, şimdi Sisi ile görüşüyorlar. Dolayısıyla iki yüzlü siyaset olmaz. Şimdi en son Bakan’ın biri şunu söyledi; ‘Ayın 15’inde seçimi kazanınca alnını secdeye götürüp namaz kılanlarla mı birlikte olmak mı isteresin, şampanya içerek kutlayanlar ile mi birlikte olmak istersin’, mevsimlik milliyetçilik, mevsimlik muhafazakarlık… Ben seçimi kazandığım akşam, söz vermiştim. Partimin genel merkezi önünde televizyona çıktım, ‘Bugünden itibaren rozetimi çıkarıyorum, biz seçimi kazandık fakat zafer kazanmadık. Çünkü zafer düşmana karşı kazanılır. Ankara’da bizim düşmanımız yok. Bize düşen 6 milyon Ankaralıyı bundan sonra memnun etmek’ dedim. Bizim Türkiye’ye yaklaşımımız da aynı, düşman yok. Cumhur İttifakı’na oy verenler de başımızın üzerindedir. Millet İttifakı’na oy verenler de başımızın üzerindedir. “BİZİM GENÇLERİMİZ, ZENGİNLERİN ÇOCUKLARI GİBİ CEP TELEFONUNUN EN İYİSİNE LAYIK” Bu pandemi devresinde ben, çocuklara çevrimiçi eğitime geçilince 918 köye internet bağlattım. O çocuklar köyden eğitimden geri kalmasın diye. 40 bin öğrenciye bir ya da iki sene 10 GB internet verdim. Şimdi, diyorlar ki her öğrenciye seçimden sonra 10 GB internet. Ya siz şu an yönetiyorsunuz, başlatın deseniz başlayacak haldasınız. Niye seçimden sonra? Çünkü, 21 senedir bundan sonra o duruma geldik ki, çocuklar üniversiteleri bitiriyor, iş bulmayı hayal dahi edemiyorlar. Çünkü işe girecekler belli. Torpil, üç beş yerden maaş alanlar, mülakat. Gençler bundan sonra hiçbir şeyi halay bile edemiyor. Ama bunun yanısıra rastgele bir genç, ben de şunu istiyorum, geçinemiyorum deyince bizim dasenear diyor ki ‘Telefonunu çıkart bakayım’, o dayı bilmiyor ki bizim gençlerimiz, zenginlerin çocukları gibi cep telefonunun en iyisine layık. Arabanın en iyisine layık, en iyi okullarda okumaya layık. En güzel evde oturmaya layık. En güzel işte çalışmaya layık… Niye çok görüyorsunuz? Ağzını açtığı vakit derhal çocuklara fırçalamalar, azarlamalar. Bu gençler öyle yetişti ki bundan sonra biz yaştakilere akıl verecek vakte geldiler. Bizim onların aklına gereksinimiz var. “BÖLÜNME KORKUSU İLE AÇLIĞI, FAKİRLİĞİ, GELİR ADALETSİZLİĞİNİ ÖRTMEK İSTİYORLAR” Bölünme korkusu ile açlığı, fakirliği, gelir adaletsizliğini örtmek istiyorlar. İki ayda bir Hazine Bakanlığı’nı değiştirdiler. İki ayda bir Maliye Bakanlığı’nı değiştirdiler. O yetmedi, eski bakanı geri çağırdılar, gel bize yardımcı ol diye. O diyor ki ‘Siz bundan sonra dünyada olmayan bir ekonomi sistemi yönetiyorsunuz, bilime kulak vermiyorsunuz. Benim de size yapacak bir şeyim yok’ dedi ve reddetti. Şu anda Millet İttifakı’nda ekonomistler olarak tam bir şampiyonlar ligi var. Dünyaca tanınan, tanınan ekonomistler var. İnşallah iş başına gelecekler, onlar yönetim etmeye başlayacaklar. Artık çözümsüz olan, gittikçe uçuruma doğru giden otobüsü inşallah durduracaklar. Nasıl Millet İttifakı’nın belediyelerinde huzur, bereket hâkim olduysa, inşallah 14 Mayıs’tan sonra da Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu birinci turda seçilmek sureti ile bundan sonra huzur ve berekete doğru gideceğiz.”

Okunma Sayısı 15 Mansur Yavaş, Melih Gökçek devresi yolsuzluklarını işaret ederek. “Ben 100’e yakın dosya verdim, şunların hepsi 15 Mayıs’ı bekliyor.” dedi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurdiğernı muavini adayı..

Mansur Yavaş, Melih Gökçek devresi yolsuzluklarını işaret ederek. “Ben 100’e yakın dosya verdim, şunların hepsi 15 Mayıs’ı bekliyor.” dedi.  Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurdiğernı muavini adayı Mansur Yavaş, Aksaray’da düzenlenen mitingde Melih Gökçek devresinde oluşturulan yolsuzluklar amacıyla seçim sonrasını işaret etti. 100’e yakın dosya verdiğini ve şunların hepsinin 15 Mayıs’ı beklediğini kaydeden Gökçek, “Ankapark gibi bir ucubeye 14 milyar lira para aktardılar. Buradan Ankara’ya giderken görüldüğü o anlamsız kapılara bugünün parasıyla 235 milyon lira para ödendi. Peki, Ankara’da hal neydi? Otobüs 2013 seneından beri alınmamış, köylerin birçoğunda kanalizasyon yok; köylerin birçoğunda su yok. Ankara’nın merkezinde bir sürü sorun var. Hiç şunlarla uğraşılmamış. Ben 100’e yakın dosya verdim, şunların hepsi 15 Mayıs’ı bekliyor. O yenilen kul haklarını milim milim hesabını soracağız inşallah. Bu ülkede hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalmamalı.” şeklinde konuştu.  Yavaş’ın diğer açıklamaları şöyle:  “SEÇİMDE EN ÖNEMLİ ŞEY, HALKIN SEÇİMİDİR” “Şunun şurasında 14 gün sonra seçime gidiyoruz. Seçime namacıyla gidilir? Seçime giderken, iktidar uzun süredir gerçekleştirdiklerinı, varsa yapamadıklarını anlatır bundan sonra prosese dairde vaatlerini verir. Peki mudurumafet ne yapar? Onlar da derki; eleştirilerini yapar, biz daha iyi yöneteceğiz der. Vaatlerini verir, projelerini anlatır ve halkın önüne çıkılır. Halk şunları dinler, bir karar verir. Ya yönetimin devamı der ya da değiştirir. Bunun adına seçim deniliyor. Şimdi seçime gidiyoruz. Seçime giderken acayip acayip sesler duyuyoruz. ‘Bunlar hükümeti indirmek istiyor’ bu tür sözler… Ben de diyorum ki; evet, bunun amacıyla gidiyoruz seçime. Bunda acayip bir şey yok ki… Biz diyoruz ki siz yapamadınız, biz geleceğiz daha iyisini yapacağız diyoruz. Halk bize inanırsa seçecek. Bu kadar basit. Ancak, şimdi seçim konuşulmuyor. Niye seçim konuşulmuyor? Maalesef, halkın geçimi konuşulacağına, diğer şeyler konuşuluyor. Halbuki seçimde en mühim şey, halkın seçimidir. Halk bundan sonra iktidar değişirse ya da değişmezse hayatında neler değişecek onları görmelidir.  “BELEDİYEYİ ALMADAN ÖNCE İŞİ GÜCÜ OLMAYAN İNSANLAR, ŞU ANDA BELEDİYEDEN ALDIKLARI İŞLER İLE TÜRKİYE’NİN İLK 100 ZENGİNİ ARASINA GİRDİLER” Her vakit, her yerde söylüyorum 1 trilyon 200 milyar bütçe kullandı, 500 milyar dolar dış borç var. Bu kadar kullandığı bütçe ile çok da güzel işler yaptı. Hiç de inkâr etmiyoruz fakat son senelardaki ekonomik siyasetlar sebebiyle bundan sonra ülkemiz çıkmaza girdi. Mülteci deposu olduk. Uyuşturucu 10 yaşa indi. Artık patatesi soğanı birer birer alır duruma soktular. Bunları eleştiriyoruz. Dolayısıyla biz daha iyisini yapacağımızı iddia ediyoruz. Ancak şunlar konuşulmuyor, ne konuşuluyor? Bakın, 2019’da Ankara’da seçime gidiyoruz, Ankara’da seçime giderken Ankara’da benden evvelce Sayın Mustafa Tuna vardı, AK Partili. Hiçbir diyeceğim yok, aslan gibi belediyeyi yönetti. Hiç yolsuzluğa falan karışmadı, mahkeme kararlarını uyguladı. Ama önden evvelce 21 buçuk sene jeliboncu bir baş yönetti Ankara’yı. Jelibonu maden sanan bir baş yönetti. Nasıl yönetti? Bir oğluna spor kulübü, bir oğluna televizyon aldı. Ne işi gerçekleştirdikleri belli değil, senelerce belediyenin kaynaklarını aktardılar. Belediyeyi almadan evvelce işi kuvveti olmayan insanlar, şu anda belediyeden aldıkları işler ile Türkiye’nin ilk 100 zengini arasına girdiler. Bırakmak istemiyorlardı…  “ÇOCUKLAR ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKİYOR, ÇOCUKLAR BESLENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKİYOR. PROTEİN ALAMIYORLAR” Pandemide ekonomi iyice bozuldu, geride bıraktığımız sene insanlar donuyordu. Tam 200 bin aileye üç kere 500 liralık doğalgaz yardımı yaptık. Aynısını bu sene de yaptık. Şimdi, seçime gidiyoruz, hükümetin şimdi aklına geldi doğalgaz yardımı yapmak. Mayıs ayında bir sefer. Biz Ankara’da kimseyi üşütmedik. Yine, ekonomik sorun sebebi ile çok sayıda mesajlar geliyor. Çocuklar öğrenme güçlüğü çekiyor, çocuklar beslenme güçlüğü çekiyor. Protein alamıyorlar. Şu anda Ankara’da 200 bin ailenin Başkent kart hesaplarını her ay en az birer kilo et parası yatırıyoruz. Başka yerde harcayamıyor. İllaki o eve et giriyor, et yediriyoruz o çocuklara. Söz vermiştik, kimseyi aç ve açıkta bırakmayacağız diye, sözümüzü tutuyoruz. Bu arada geride bıraktığımız sene biliyorsunuz, vatan sorunu oldu. Türkiye’nin her yerinden öğrenciler geldi, kalacak yerleri yok. Cami bahçelerinde oturan çocukları, AŞTİ’de oturan çocukları gördük. ‘Hayırdır, ne yapıyorsunuz’ diye soruldu, ‘Yurtlarda yer yok, ya kayıt donduracağız ya geri döneceğiz’, tamamını kucakladık. 8 bin öğrenciyi otellerde, evlerde, kendi vatanlarımızla konuk etme sureti ile bütün masrafları bizden. Bir sene kaybetmemelerini sağladık. Böyle bir belediyecilik anlayışımız var. Peki, Ankara’yı değiştirmek istemiyorlardı ranttan dolayı, değişmiş de iyi olmuş mu? Ankara halkının lehine olmuş mu? Hani üç koyunu yönetemez diyordunuz. Dünya Başkent Belediyeler Başkanı olarak mübaşt aldım, Uluslararası Şeffaflık Ödülü aldım. İnsanlar 25 sene diğer birini görmeyince zannediyorlar ki hizmet yapılıyor, betondan diğer bir şey yok. Halkın parasını boş boş projelere harcıyorlar…  “ALLAH NASİP EDERSE SİZLERİN OYLARI İLE SEÇİLDİĞİMDE KIRSAL KALKINMADAN DA SORUMLU OLACAĞIM, AİLE VE SOSYAL POLİTİKALARDAN DA SORUMLU OLACAĞIM” Geldik kırsal kalkınmaya, bakın neler yaptık. Bu inşallah sizlere de olacak. Çünkü ben, Tanrı nasip ederse sizlerin oyları ile seçildiğimde kırsal kalkınmadan da mesul olacağım, aile ve sosyal siyasetlardan da mesul olacağım bu yaptığım çalışmalar sebebi ile. Kırsal kalkınma da şu yapılıyordu; ilk sene çiftçileri çağırdık, Ankara’nın toplam yüz ölçümünün yalnızca yüzde 3’ünde, binalar var yüzde 97’si boş. Çağırdık, ne yapabiliriz… Çünkü, iklim krizi sebebi ile dünya açlığa gidiyor, üretmeniz lazım. Ankara’nın yüzde 50’si tarıma ideal boş duruyor. Nohut tohumu verdik ilk sene ama ürettiğimizi satamıyoruz, tüccar elimizden kapıyor dediler. Siz üretin, ben hepsini alacağım dedim. Orada Başkent Marketler kurduk, orada yapımcılar ile bayan kooperatiflerini kurdurduk. Onlardan aldıklarımızı Ankara halkına ucuz satıyoruz. 2 bin 700, 2 bin 800 liraya tüccar elinden alabilmek istiyor, dedim ki ‘Ben alacağım, vermeyin oraya’, tüccar mal bulamayınca bu sefer döndü. 3 bin 500 liraya kadar fiyat arttırdı. Bu sefer çiftçi geldi, ‘Başkanım ne yapacağız, çok iyi fiyat veriyorlar’; ‘Satın’ dedim ve ertesi sene arpa, buğday tohumunu verdik, ektiler, dedim ki; ‘Satamazsanız, onu da satın alırım. Halk Ekmek’imiz var orada’ derken dediler ki, ‘Gübreye gereksinimiz var’. Belediyenin tesisinde sıvı gübre imal ediyoruz. Sıvı gübreyi bedava veriyoruz köylüye, şimdi Kahramanmaraş çiftçisine de gönderdik, onlar da ayağa kalksın, kendisini kurtarsın diye. Oraya ilaveten sebze fidelerini de gönderiyoruz ve netice itibariyle daha da dardalar. Mazot yardımı da yaptık. Mazotunu da verdik. Dolayısıyla 650 milyon lira 4 senede çiftçimiz amacıyla para harcadık. Bunun karşılığında 30 35 bin çiftçinin cebine tam 4 buçuk milyar lira para girdi. İşte belediyecilik budur. İnsanlara ürettirirseniz, üretirler. Şimdi şunları niye anlatıyorum? Bunlar üç koyun güdemez deyip şimdi de aynılarını söylüyorlar.  “KANDİL SİLAH BIRAKMADIKÇA O İHA’LAR SİHA’LAR TOPLANIP FÜZE OLARAK ÜSTLERİNE YAĞACAK” Bu seçimde başladılar, yok şu masanın altı yok bu masanın altı. Kardeşim, altı parti iki senedir görüşüyor. Oturdular, uzlaştılar… Açık açık yapacaklarını söylediler, şimdi son günlerdeki lafa göre söylüyorum. Türkiye’yi bu duruma getiren kendileri, biz PKK’ya da karşıyız; HÜDA PAR’a da karşıyız. PKK’yı da kınıyoruz, HÜDA PAR’ı da kınıyoruz. Kandil silah bırakmadıkça o İHA’lar SİHA’lar toplanıp roket olarak üstlerine yağacak. Devletin milli emniyet siyasetları değişmez. Bizim sınırımıza Amerika gelmiş, hem Rusya gelmiş. Orada kalkmış PKK’lılara YPG’lilere silahlı eğitim veriyorlar, orada bir etkinlik yürütüyorlar Türkiye aleyhine. Onlar şunları yaptığı müddetçe İHA’lar SİHA’lar bırakın, topumuz tüfeğimiz ne varsa hepsi daha da modernleştirecek ve Ordu’muzun emrine verilecek.  “MEVSİMLİK MİLLİYETÇİLİK, MEVSİMLİK MUHAFAZAKARLIK…” Herkes şunu bilsin ki; Türkiye’miz Türk Cumhuriyetleri ile ilişkiye devam edecek. İslam coğrafyası ile de iş birliklerine, dostluğuna devam edecek. Ülkenin büyümesi amacıyla lüzumlu her şeyi yapacak; milli menfaatlerimiz tarafında hükümetin iyi yaptığı ne varsa devam edecek. Mısır ve Suriye siyasetsı gibi saatinde ‘Görüşün, bu kadar mülteci gelmesin’ dendiği vakit hakaretler ettiler, sen Esad’ı mı tutuyorsun diye, şimdi Rusya üzerinden görüşüyorlar. ‘Binali mi Sisi mi’ dediler, şimdi Sisi ile görüşüyorlar. Dolayısıyla iki yüzlü siyaset olmaz. Şimdi en son Bakan’ın biri şunu söyledi; ‘Ayın 15’inde seçimi kazanınca alnını secdeye götürüp namaz kılanlarla mı birlikte olmak mı isteresin, şampanya içerek kutlayanlar ile mi birlikte olmak istersin’, mevsimlik milliyetçilik, mevsimlik muhafazakarlık… Ben seçimi kazandığım akşam, söz vermiştim. Partimin genel merkezi önünde televizyona çıktım, ‘Bugünden itibaren rozetimi çıkarıyorum, biz seçimi kazandık fakat zafer kazanmadık. Çünkü zafer düşmana karşı kazanılır. Ankara’da bizim düşmanımız yok. Bize düşen 6 milyon Ankaralıyı bundan sonra memnun etmek’ dedim. Bizim Türkiye’ye yaklaşımımız da aynı, düşman yok. Cumhur İttifakı’na oy verenler de başımızın üzerindedir. Millet İttifakı’na oy verenler de başımızın üzerindedir.  “BİZİM GENÇLERİMİZ, ZENGİNLERİN ÇOCUKLARI GİBİ CEP TELEFONUNUN EN İYİSİNE LAYIK” Bu pandemi devresinde ben, çocuklara çevrimiçi eğitime geçilince 918 köye internet bağlattım. O çocuklar köyden eğitimden geri kalmasın diye. 40 bin öğrenciye bir ya da iki sene 10 GB internet verdim. Şimdi, diyorlar ki her öğrenciye seçimden sonra 10 GB internet. Ya siz şu an yönetiyorsunuz, başlatın deseniz başlayacak haldasınız. Niye seçimden sonra? Çünkü, 21 senedir bundan sonra o duruma geldik ki, çocuklar üniversiteleri bitiriyor, iş bulmayı hayal dahi edemiyorlar. Çünkü işe girecekler belli. Torpil, üç beş yerden maaş alanlar, mülakat. Gençler bundan sonra hiçbir şeyi halay bile edemiyor. Ama bunun yanısıra rastgele bir genç, ben de şunu istiyorum, geçinemiyorum deyince bizim dasenear diyor ki ‘Telefonunu çıkart bakayım’, o dayı bilmiyor ki bizim gençlerimiz, zenginlerin çocukları gibi cep telefonunun en iyisine layık. Arabanın en iyisine layık, en iyi okullarda okumaya layık. En güzel evde oturmaya layık. En güzel işte çalışmaya layık… Niye çok görüyorsunuz? Ağzını açtığı vakit derhal çocuklara fırçalamalar, azarlamalar. Bu gençler öyle yetişti ki bundan sonra biz yaştakilere akıl verecek vakte geldiler. Bizim onların aklına gereksinimiz var.  “BÖLÜNME KORKUSU İLE AÇLIĞI, FAKİRLİĞİ, GELİR ADALETSİZLİĞİNİ ÖRTMEK İSTİYORLAR” Bölünme korkusu ile açlığı, fakirliği, gelir adaletsizliğini örtmek istiyorlar. İki ayda bir Hazine Bakanlığı’nı değiştirdiler. İki ayda bir Maliye Bakanlığı’nı değiştirdiler. O yetmedi, eski bakanı geri çağırdılar, gel bize yardımcı ol diye. O diyor ki ‘Siz bundan sonra dünyada olmayan bir ekonomi sistemi yönetiyorsunuz, bilime kulak vermiyorsunuz. Benim de size yapacak bir şeyim yok’ dedi ve reddetti. Şu anda Millet İttifakı’nda ekonomistler olarak tam bir şampiyonlar ligi var. Dünyaca tanınan, tanınan ekonomistler var. İnşallah iş başına gelecekler, onlar yönetim etmeye başlayacaklar. Artık çözümsüz olan, gittikçe uçuruma doğru giden otobüsü inşallah durduracaklar. Nasıl Millet İttifakı’nın belediyelerinde huzur, bereket hâkim olduysa, inşallah 14 Mayıs’tan sonra da Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu birinci turda seçilmek sureti ile bundan sonra huzur ve berekete doğru gideceğiz.”
Yayınlanma: Güncelleme: 124 views

Mansur Yavaş, Melih Gökçek devresi yolsuzluklarını işaret ederek. “Ben 100’e yakın dosya verdim, şunların hepsi 15 Mayıs’ı bekliyor.” dedi.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurdiğernı muavini adayı Mansur Yavaş, Aksaray’da düzenlenen mitingde Melih Gökçek devresinde oluşturulan yolsuzluklar amacıyla seçim sonrasını işaret etti.
100’e yakın dosya verdiğini ve şunların hepsinin 15 Mayıs’ı beklediğini kaydeden Gökçek, “Ankapark gibi bir ucubeye 14 milyar lira para aktardılar. Buradan Ankara’ya giderken görüldüğü o anlamsız kapılara bugünün parasıyla 235 milyon lira para ödendi. Peki, Ankara’da hal neydi? Otobüs 2013 seneından beri alınmamış, köylerin birçoğunda kanalizasyon yok; köylerin birçoğunda su yok. Ankara’nın merkezinde bir sürü sorun var. Hiç şunlarla uğraşılmamış. Ben 100’e yakın dosya verdim, şunların hepsi 15 Mayıs’ı bekliyor. O yenilen kul haklarını milim milim hesabını soracağız inşallah. Bu ülkede hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalmamalı.” şeklinde konuştu.

Yavaş’ın diğer açıklamaları şöyle:

“SEÇİMDE EN ÖNEMLİ ŞEY, HALKIN SEÇİMİDİR”

“Şunun şurasında 14 gün sonra seçime gidiyoruz. Seçime namacıyla gidilir? Seçime giderken, iktidar uzun süredir gerçekleştirdiklerinı, varsa yapamadıklarını anlatır bundan sonra prosese dairde vaatlerini verir. Peki mudurumafet ne yapar? Onlar da derki; eleştirilerini yapar, biz daha iyi yöneteceğiz der. Vaatlerini verir, projelerini anlatır ve halkın önüne çıkılır. Halk şunları dinler, bir karar verir. Ya yönetimin devamı der ya da değiştirir. Bunun adına seçim deniliyor. Şimdi seçime gidiyoruz. Seçime giderken acayip acayip sesler duyuyoruz. ‘Bunlar hükümeti indirmek istiyor’ bu tür sözler… Ben de diyorum ki; evet, bunun amacıyla gidiyoruz seçime. Bunda acayip bir şey yok ki… Biz diyoruz ki siz yapamadınız, biz geleceğiz daha iyisini yapacağız diyoruz. Halk bize inanırsa seçecek. Bu kadar basit. Ancak, şimdi seçim konuşulmuyor. Niye seçim konuşulmuyor? Maalesef, halkın geçimi konuşulacağına, diğer şeyler konuşuluyor. Halbuki seçimde en mühim şey, halkın seçimidir. Halk bundan sonra iktidar değişirse ya da değişmezse hayatında neler değişecek onları görmelidir.

“BELEDİYEYİ ALMADAN ÖNCE İŞİ GÜCÜ OLMAYAN İNSANLAR, ŞU ANDA BELEDİYEDEN ALDIKLARI İŞLER İLE TÜRKİYE’NİN İLK 100 ZENGİNİ ARASINA GİRDİLER”

Her vakit, her yerde söylüyorum 1 trilyon 200 milyar bütçe kullandı, 500 milyar dolar dış borç var. Bu kadar kullandığı bütçe ile çok da güzel işler yaptı. Hiç de inkâr etmiyoruz fakat son senelardaki ekonomik siyasetlar sebebiyle bundan sonra ülkemiz çıkmaza girdi. Mülteci deposu olduk. Uyuşturucu 10 yaşa indi. Artık patatesi soğanı birer birer alır duruma soktular. Bunları eleştiriyoruz. Dolayısıyla biz daha iyisini yapacağımızı iddia ediyoruz. Ancak şunlar konuşulmuyor, ne konuşuluyor? Bakın, 2019’da Ankara’da seçime gidiyoruz, Ankara’da seçime giderken Ankara’da benden evvelce Sayın Mustafa Tuna vardı, AK Partili. Hiçbir diyeceğim yok, aslan gibi belediyeyi yönetti. Hiç yolsuzluğa falan karışmadı, mahkeme kararlarını uyguladı. Ama önden evvelce 21 buçuk sene jeliboncu bir baş yönetti Ankara’yı. Jelibonu maden sanan bir baş yönetti. Nasıl yönetti? Bir oğluna spor kulübü, bir oğluna televizyon aldı. Ne işi gerçekleştirdikleri belli değil, senelerce belediyenin kaynaklarını aktardılar. Belediyeyi almadan evvelce işi kuvveti olmayan insanlar, şu anda belediyeden aldıkları işler ile Türkiye’nin ilk 100 zengini arasına girdiler. Bırakmak istemiyorlardı…

“ÇOCUKLAR ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKİYOR, ÇOCUKLAR BESLENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKİYOR. PROTEİN ALAMIYORLAR”

Pandemide ekonomi iyice bozuldu, geride bıraktığımız sene insanlar donuyordu. Tam 200 bin aileye üç kere 500 liralık doğalgaz yardımı yaptık. Aynısını bu sene de yaptık. Şimdi, seçime gidiyoruz, hükümetin şimdi aklına geldi doğalgaz yardımı yapmak. Mayıs ayında bir sefer. Biz Ankara’da kimseyi üşütmedik. Yine, ekonomik sorun sebebi ile çok sayıda mesajlar geliyor. Çocuklar öğrenme güçlüğü çekiyor, çocuklar beslenme güçlüğü çekiyor. Protein alamıyorlar. Şu anda Ankara’da 200 bin ailenin Başkent kart hesaplarını her ay en az birer kilo et parası yatırıyoruz. Başka yerde harcayamıyor. İllaki o eve et giriyor, et yediriyoruz o çocuklara. Söz vermiştik, kimseyi aç ve açıkta bırakmayacağız diye, sözümüzü tutuyoruz. Bu arada geride bıraktığımız sene biliyorsunuz, vatan sorunu oldu. Türkiye’nin her yerinden öğrenciler geldi, kalacak yerleri yok. Cami bahçelerinde oturan çocukları, AŞTİ’de oturan çocukları gördük. ‘Hayırdır, ne yapıyorsunuz’ diye soruldu, ‘Yurtlarda yer yok, ya kayıt donduracağız ya geri döneceğiz’, tamamını kucakladık. 8 bin öğrenciyi otellerde, evlerde, kendi vatanlarımızla konuk etme sureti ile bütün masrafları bizden. Bir sene kaybetmemelerini sağladık. Böyle bir belediyecilik anlayışımız var. Peki, Ankara’yı değiştirmek istemiyorlardı ranttan dolayı, değişmiş de iyi olmuş mu? Ankara halkının lehine olmuş mu? Hani üç koyunu yönetemez diyordunuz. Dünya Başkent Belediyeler Başkanı olarak mübaşt aldım, Uluslararası Şeffaflık Ödülü aldım. İnsanlar 25 sene diğer birini görmeyince zannediyorlar ki hizmet yapılıyor, betondan diğer bir şey yok. Halkın parasını boş boş projelere harcıyorlar…

“ALLAH NASİP EDERSE SİZLERİN OYLARI İLE SEÇİLDİĞİMDE KIRSAL KALKINMADAN DA SORUMLU OLACAĞIM, AİLE VE SOSYAL POLİTİKALARDAN DA SORUMLU OLACAĞIM”

Geldik kırsal kalkınmaya, bakın neler yaptık. Bu inşallah sizlere de olacak. Çünkü ben, Tanrı nasip ederse sizlerin oyları ile seçildiğimde kırsal kalkınmadan da mesul olacağım, aile ve sosyal siyasetlardan da mesul olacağım bu yaptığım çalışmalar sebebi ile. Kırsal kalkınma da şu yapılıyordu; ilk sene çiftçileri çağırdık, Ankara’nın toplam yüz ölçümünün yalnızca yüzde 3’ünde, binalar var yüzde 97’si boş. Çağırdık, ne yapabiliriz… Çünkü, iklim krizi sebebi ile dünya açlığa gidiyor, üretmeniz lazım. Ankara’nın yüzde 50’si tarıma ideal boş duruyor. Nohut tohumu verdik ilk sene ama ürettiğimizi satamıyoruz, tüccar elimizden kapıyor dediler. Siz üretin, ben hepsini alacağım dedim. Orada Başkent Marketler kurduk, orada yapımcılar ile bayan kooperatiflerini kurdurduk. Onlardan aldıklarımızı Ankara halkına ucuz satıyoruz. 2 bin 700, 2 bin 800 liraya tüccar elinden alabilmek istiyor, dedim ki ‘Ben alacağım, vermeyin oraya’, tüccar mal bulamayınca bu sefer döndü. 3 bin 500 liraya kadar fiyat arttırdı. Bu sefer çiftçi geldi, ‘Başkanım ne yapacağız, çok iyi fiyat veriyorlar’; ‘Satın’ dedim ve ertesi sene arpa, buğday tohumunu verdik, ektiler, dedim ki; ‘Satamazsanız, onu da satın alırım. Halk Ekmek’imiz var orada’ derken dediler ki, ‘Gübreye gereksinimiz var’. Belediyenin tesisinde sıvı gübre imal ediyoruz. Sıvı gübreyi bedava veriyoruz köylüye, şimdi Kahramanmaraş çiftçisine de gönderdik, onlar da ayağa kalksın, kendisini kurtarsın diye. Oraya ilaveten sebze fidelerini de gönderiyoruz ve netice itibariyle daha da dardalar. Mazot yardımı da yaptık. Mazotunu da verdik. Dolayısıyla 650 milyon lira 4 senede çiftçimiz amacıyla para harcadık. Bunun karşılığında 30 35 bin çiftçinin cebine tam 4 buçuk milyar lira para girdi. İşte belediyecilik budur. İnsanlara ürettirirseniz, üretirler. Şimdi şunları niye anlatıyorum? Bunlar üç koyun güdemez deyip şimdi de aynılarını söylüyorlar.

“KANDİL SİLAH BIRAKMADIKÇA O İHA’LAR SİHA’LAR TOPLANIP FÜZE OLARAK ÜSTLERİNE YAĞACAK”

Bu seçimde başladılar, yok şu masanın altı yok bu masanın altı. Kardeşim, altı parti iki senedir görüşüyor. Oturdular, uzlaştılar… Açık açık yapacaklarını söylediler, şimdi son günlerdeki lafa göre söylüyorum. Türkiye’yi bu duruma getiren kendileri, biz PKK’ya da karşıyız; HÜDA PAR’a da karşıyız. PKK’yı da kınıyoruz, HÜDA PAR’ı da kınıyoruz. Kandil silah bırakmadıkça o İHA’lar SİHA’lar toplanıp roket olarak üstlerine yağacak. Devletin milli emniyet siyasetları değişmez. Bizim sınırımıza Amerika gelmiş, hem Rusya gelmiş. Orada kalkmış PKK’lılara YPG’lilere silahlı eğitim veriyorlar, orada bir etkinlik yürütüyorlar Türkiye aleyhine. Onlar şunları yaptığı müddetçe İHA’lar SİHA’lar bırakın, topumuz tüfeğimiz ne varsa hepsi daha da modernleştirecek ve Ordu’muzun emrine verilecek.

“MEVSİMLİK MİLLİYETÇİLİK, MEVSİMLİK MUHAFAZAKARLIK…”

Herkes şunu bilsin ki; Türkiye’miz Türk Cumhuriyetleri ile ilişkiye devam edecek. İslam coğrafyası ile de iş birliklerine, dostluğuna devam edecek. Ülkenin büyümesi amacıyla lüzumlu her şeyi yapacak; milli menfaatlerimiz tarafında hükümetin iyi yaptığı ne varsa devam edecek. Mısır ve Suriye siyasetsı gibi saatinde ‘Görüşün, bu kadar mülteci gelmesin’ dendiği vakit hakaretler ettiler, sen Esad’ı mı tutuyorsun diye, şimdi Rusya üzerinden görüşüyorlar. ‘Binali mi Sisi mi’ dediler, şimdi Sisi ile görüşüyorlar. Dolayısıyla iki yüzlü siyaset olmaz. Şimdi en son Bakan’ın biri şunu söyledi; ‘Ayın 15’inde seçimi kazanınca alnını secdeye götürüp namaz kılanlarla mı birlikte olmak mı isteresin, şampanya içerek kutlayanlar ile mi birlikte olmak istersin’, mevsimlik milliyetçilik, mevsimlik muhafazakarlık… Ben seçimi kazandığım akşam, söz vermiştim. Partimin genel merkezi önünde televizyona çıktım, ‘Bugünden itibaren rozetimi çıkarıyorum, biz seçimi kazandık fakat zafer kazanmadık. Çünkü zafer düşmana karşı kazanılır. Ankara’da bizim düşmanımız yok. Bize düşen 6 milyon Ankaralıyı bundan sonra memnun etmek’ dedim. Bizim Türkiye’ye yaklaşımımız da aynı, düşman yok. Cumhur İttifakı’na oy verenler de başımızın üzerindedir. Millet İttifakı’na oy verenler de başımızın üzerindedir.

“BİZİM GENÇLERİMİZ, ZENGİNLERİN ÇOCUKLARI GİBİ CEP TELEFONUNUN EN İYİSİNE LAYIK”

Bu pandemi devresinde ben, çocuklara çevrimiçi eğitime geçilince 918 köye internet bağlattım. O çocuklar köyden eğitimden geri kalmasın diye. 40 bin öğrenciye bir ya da iki sene 10 GB internet verdim. Şimdi, diyorlar ki her öğrenciye seçimden sonra 10 GB internet. Ya siz şu an yönetiyorsunuz, başlatın deseniz başlayacak haldasınız. Niye seçimden sonra? Çünkü, 21 senedir bundan sonra o duruma geldik ki, çocuklar üniversiteleri bitiriyor, iş bulmayı hayal dahi edemiyorlar. Çünkü işe girecekler belli. Torpil, üç beş yerden maaş alanlar, mülakat. Gençler bundan sonra hiçbir şeyi halay bile edemiyor. Ama bunun yanısıra rastgele bir genç, ben de şunu istiyorum, geçinemiyorum deyince bizim dasenear diyor ki ‘Telefonunu çıkart bakayım’, o dayı bilmiyor ki bizim gençlerimiz, zenginlerin çocukları gibi cep telefonunun en iyisine layık. Arabanın en iyisine layık, en iyi okullarda okumaya layık. En güzel evde oturmaya layık. En güzel işte çalışmaya layık… Niye çok görüyorsunuz? Ağzını açtığı vakit derhal çocuklara fırçalamalar, azarlamalar. Bu gençler öyle yetişti ki bundan sonra biz yaştakilere akıl verecek vakte geldiler. Bizim onların aklına gereksinimiz var.

“BÖLÜNME KORKUSU İLE AÇLIĞI, FAKİRLİĞİ, GELİR ADALETSİZLİĞİNİ ÖRTMEK İSTİYORLAR”

Bölünme korkusu ile açlığı, fakirliği, gelir adaletsizliğini örtmek istiyorlar. İki ayda bir Hazine Bakanlığı’nı değiştirdiler. İki ayda bir Maliye Bakanlığı’nı değiştirdiler. O yetmedi, eski bakanı geri çağırdılar, gel bize yardımcı ol diye. O diyor ki ‘Siz bundan sonra dünyada olmayan bir ekonomi sistemi yönetiyorsunuz, bilime kulak vermiyorsunuz. Benim de size yapacak bir şeyim yok’ dedi ve reddetti. Şu anda Millet İttifakı’nda ekonomistler olarak tam bir şampiyonlar ligi var. Dünyaca tanınan, tanınan ekonomistler var. İnşallah iş başına gelecekler, onlar yönetim etmeye başlayacaklar. Artık çözümsüz olan, gittikçe uçuruma doğru giden otobüsü inşallah durduracaklar. Nasıl Millet İttifakı’nın belediyelerinde huzur, bereket hâkim olduysa, inşallah 14 Mayıs’tan sonra da Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu birinci turda seçilmek sureti ile bundan sonra huzur ve berekete doğru gideceğiz.”

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.